SINAV KAYGISI

        Aileden aileye değişiklik gösterse de yaklaşan sınavlar her evde az çok bir strese neden olur. Yaşanılan sıkıntının boyutu sınavın önemine göre değişir. Üniversite sınavları yapılırken kapıda bekleyen anne baba manzaralarını hepimiz biliriz. Ama asıl kaygı sınav olan çocuklardadır. Bir savaşın içindedir ve en ön cephede, geride kalan herkes adına, tek başına mücadele etmektedir. Bu yarışı alnının akıyla sonuçlandırmalıdır. Ama bir türlü kendini toparlayamaz çünkü çok heyecanlıdır. Sanki bütün bildikleri uçup gitmiş gibidir. Eli ayağı birbirine dolaşmıştır. Zaman da hızla ilerlemektedir. Böyle giderse her şey mahvolacaktır. Sanki anne babası, sınava girene kadar sakin olması konusunda kendisine bu kadar telkin yapmamışlardır. Aklına hep teselli sözcükleri gelir.

        Yukarıdaki sahneyi yaşamayanımız yok gibidir. Her öğrenci, sınav zamanlarında kaygılı, stresli davranışlar gösterir. Peki nedir bu sınav kaygısı ve bundan kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? 

 

        Öncelikle kaygı ile korkunun birbirinden farklı kavramlar olduğunu ortaya koymamız gerekiyor. Çünkü genellikle kaygı ile korku birbirinin yerine kullanılan iki kavrammış gibi çıkıyor karşımıza.

        Kaygı; kişi duygusal ya da fiziksel baskı altındayken ortaya çıkan bir tepkidir. Korkuda ise fiziksel varlığımızı tehdit eden unsurlar vardır, ancak kaygıda fiziksel varlığımıza yönelik bir tehlike yoktur. Kaygıyı tamamen kendi olumsuz düşüncelerimiz sonucu üretiriz. Kaygının kaynağı belirsizken, korkunun kaynağı bellidir. Örneğin; yılandan korkarız. Burada belirli bir korku objesi vardır, ancak sınav için kaygılanan bir kişinin önünde kaygılanmasını gerektiren belirli bir obje yoktur. Burada temel olan şey daha çok belirsizlikler ve kişinin sınava ve duruma yüklediği, çok gerçekçi olmayan düşüncelerdir. Korku daha kısa süreliyken, kaygı daha uzun süre devam eder ve korku kaygıdan daha şiddetlidir.        

        Genel olarak insanlar kaygıyı, gelecek ile ilgili karamsarlık, başarısızlık, endişe, mutsuzluk ve karışıklık duygularıyla birlikte dile getirirler. İşte sınav kaygısı da böyle başlar. “Sınavı kazanamazsam her şey biter, hayatım mahvolur, herkese rezil olurum, ailemin yüzüne nasıl bakırım?” gibi düşüncelere kapılarak sınava girmeden kaygı hali başlar. Bu kaygı hali başarılması gereken ÖSS ya da Anadolu, Fen Liseleri sınavlarının dışındaki okulda yapılan yazılı ya da sözlü sınavları için de geçerlidir. Böyle durumlarda da öğrenciler daha çok “Ailemin benden beklediği notu mutlaka almalıyım, arkadaşlarımdan düşük not alırsam rezil olurum, okulu çok iyi bir ortalamayla bitirmeliyim” gibi düşüncelere kapılarak kaygılanırlar. Öğrenciler sınav sonunda olumsuz bir sonuç umdukları için daha çok bu sözleri sarf etmektedirler.

Sınav kaygısı toplumumuzun büyük bir bölümünü ilgilendirmektedir. Yine etkilenen kesim her yıl artarak devam etmektedir. Çünkü sınav kaygısının en yoğun yaşandığı dönemler 8. Sınıfın sonunda girilen Anadolu ve Fen Lisesi sınavlarıyla, 11. Sınıfta girilen ÖSS sınavıdır. Dolayısıyla her yıl daha çok öğrenci ve ailesi aynı etkileri yaşamakta ve aynı süreçten geçmektedir.

Sınav kaygısının öğrenmeyle ya da fazla ders çalışmakla ilgisi yoktur. Fazla ders çalışmanın, bilgi yüklemenin kaygı ve stres yarattığı düşüncesi bir hayli yaygındır. Ancak bu doğru değildir. Fazla ders çalışıp yorulan bir öğrenci kısa bir rahatlama ve egzersizden sonra dinlenebilir. Asıl kaygıyı yaratan sınavdan başarısız olunacağı ve bu başarısızlığın bazı değerlerin sonu olacağı korkusudur.

Sınav kaygısının genel olarak "kuruntu" ve "duygusallık" olmak üzere iki boyutu vardır. Kuruntu, sınav kaygısının bilişsel yönünü oluşturmaktadır. Bireyin, genelde kendisi hakkındaki olumsuz değerlendirmelerini, başarısızlığına, beceriksizliğine ilişkin olumsuz düşüncelerini ve iç konuşmalarını içerir. Yapılması gerekeni yapamayacağına, bir işi başaramayacağına, karşılaştığı problemi çözemeyeceğine ilişkin "Ya başaramazsam, yapamazsam!" gibi olumsuz düşüncelerle dikkatin dağılmasına neden olan bir süreçtir. Kuruntu, yüksek sınav kaygılı bireylerin sıklıkla yaşadığı bir olgudur. "Daldım", "Kendimi veremiyorum", "Ben başarısız biri miyim?" gibi iç konuşmalar kuruntuya örnektir. Bireye yarar yerine zarar getirir. Öğrencinin verim ve üretkenliğini olumsuz etkileyerek başarıyı düşürür.

Duygusallık ya da heyecansallık, sınav kaygısının fizyolojik yönünü oluşturan otonom sinir sistemi uyarılmasıdır. Hızlı kalp atışları, terleme, üşüme, kızarma, sararma, mide bulantıları, sinirlilik ve gerginlik gibi bedensel yaşantılar duygusallık belirtileri sayılabilir. Sınav kaygısı yüksek olan bireyler, herhangi bir sınav ya da değerlendirme durumunda varlıklarının tehdit edildiği korkusuna kapılırlar. Tabii bunun da verimi nasıl olumsuz etkilediğini söylemeye gerek yoktur.

Sınav Kaygısının Nedenleri

Zamanı İyi Kullanamama: Öğrenci zaman kullanımı konusunda genelde sınavlarda sorun yaşıyor ve zamanı soruları çözmek için yetmiyorsa, her defasında yapamadığı soru sayısı çok oluyorsa sınavdan önce “Zaman yine yetmeyecek ve başarısız olacağım” telaşına düşer. Sınav esnasında da gözü sürekli saatte olacağı için kendisini bir türlü toparlayamaz. Yapabileceği soruları da bu telaş içinde yapamaz.

 

Kötü Çalışma Alışkanlıkları: Düzenli ve planlı çalışmayan öğrenciler sınav zamanı yaklaştıkça büyük bir telaşa  kapılırlar. Çünkü eksik kalan, daha önce hiç yüzüne bile bakılmamış pek çok konu vardır. Sınava da artık çok az zaman kalmıştır ve öğrenci kendi kendine düşünmeye başlar. “Bu kadar kısa zamanda bu kadar konuyu çalışmam, bitirmem imkansız, ben şimdi ne yapacağım, kesin başarısız olacağım.” Bu da zaten sınav ortamını olumsuz etkileyerek öğrencinin başarısız olmasına neden olur.

 

Beklenti Düzeyi: Öğrenciden çevresindeki insanların sınavlara ilişkin beklentileri de çok önemlidir. Özellikle anne baba, öğretmen ve akraba çevresinden gelen baskılar ya da güya motive etmek için söylenen sözler çocuğun kaygısını arttırır. Örneğin; çocuğunu motive etmek için bir anne şunu söylüyor: “Bak oğlum, senin için yaptıklarımızı görüyorsun. Bu zor şartlarda seni özel okula gönderiyoruz. Çok çalışman gerekiyor, sınavı kazanamazsan bunu çevremize nasıl açıklarız. Sonra geçen yıl ablan hukuk kazandı, şimdi herkes soracak oğlan niye kazanamadı diye. Lütfen kendini düşünmüyorsan, bizleri düşün. Sana bu konuda baskı yaptığımı düşünme sakın. Yine de karar senin, ama...” diye devam ediyor konuşması annenin. Bu konuşmalar o kadar sık oluyor ki, çocuklar da anne babaları karşısında mahcup olmamak adına ya da birileriyle karşılaştırılmamak adına ders çalışmak için seferber oluyorlar. Ancak ne fayda, çocuğun kafası “Ya kazanamazsam aileme ne derim, yüzlerine bakamam, kazanamazsam yandım” gibi düşüncelerle doluyor. Bu da çocuğun sınavda gerçek performansını göstermesine engel oluyor.

 

Mükemmeliyetçi Yaklaşım: Hem anne baba hem de öğrencinin kendisi mükemmel olma kaygısı yaşıyorlarsa o zaman çocuk için en tehlikeli durum ortaya çıkar. Çocuk için de aile için de her şeyin en iyisi, en güzeli olmalı ki mutlu olsunlar. Hep daha iyi olmalı, hatalara yer yok! Böyle ailelerde çocuk başarısız olduğunda her şey bir anda biter. Genelde de çocuklar sürekli panik halinde oldukları için sınavları hayatlarının her alanına genelleyerek çözümü çok daha zor bunalımların içine sürüklenebilirler.   

 

Başarısız Olma ve Değerlendirilme Korkusu: Sınav sonunda birileriyle karşılaştırılacağını, değerlendirileceğini bilen öğrencinin kaygılanması normaldir. Başarısız olacağına ilişkin olumsuz düşüncesi, onun başarısız olduğu için artık sevilmeyeceği, değer verilmeyeceği gibi düşüncelerle birleşerek öğrenciyi kaygılandırır. Bu nedenle öğrenciyle konuşurken bunu ima eden sözcükler kullanmamaya dikkat edilmelidir.  

        

Sınav kaygısının öğrenciler üzerinde çok olumsuz etkileri olmaktadır. Sürekli aynı kaygıları yaşayan öğrencilerde Gözlenen Olumsuz Duygu, Düşünce Ve Davranışlar Şunlardır:

*Öğrenilen bilgileri transfer edeme,

*Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşama,

*Dikkatini sınavın içeriğine değil sınavın kendisine ve buna bağlı olarak yaşananlara odaklama,

*Zihinsel becerilerde zayıflama, bilgilerin hatırlanmasında zorluk,

*Enerjinin çabuk tükenmesi,

*Fiziksel rahatsızlıklar,

*Sınavı bilgi değerlendirmesi olarak değil de kişilik değerlendirmesi olarak görme,

*Derslere çalışmaya rağmen yetersizlik duygusu içerisinde olmak,

*Çalışırken dikkat dağınıklığı, unutkanlık, öğrenilen bilgilerin birbirlerine karıştırılması,

*Çok çalışmaktan dolayı beynin dolduğunu düşünerek bunalmak,

*Aşırı huzursuzluk, gerginlik, endişe ve sıkıntı hali,

*Önceki başarısızlıklardan dolayı yeni denemelerde de başarısız olacağı düşüncesi,

*Önemli sayılan, kendine değer verilen insanların sevgi ve ilgilerini kaybetme,

*Başarısızlığı bir facia, mahvoluş, her şeyin sonu olarak görmek,

*Sınavı kazanmayı, örneğin üniversiteye girmeyi yasalaştırmak, mutlaka olması gerekiyormuş gibi düşünmek,

*Sınavı kazanmayı tek amacıymış gibi görmek,

*Sınavı kazanamama durumunda nasıl üzüleceğini düşünmek,

*Bütün bu nedenlerden dolayı, sınav yaklaştıkça yaşanan panik duygusu.

Sınav Kaygısı Yaşayan Kişilerde Görülebilecek Fiziksel Değişimler

Kaygı esnasında kişinin soluk alıp vermesi hızlanır, terlemeye başlar, kelimeler boğazında kalır, midesi bulanmaya başlar ve bunlar hafif tedirginlik duygusuyla kişiyi rahatsız eder, o andaki aktivitesini olumsuz etkiler. Kasları gerilmeye başlar, el ve ayaklarda üşüme, avuç içlerinde terleme olur. Nefes alıp vermede düzensizlik, kesik kesik nefes alma, gerginlik, kalp çarpıntısı, bel ağrısı, mide ağrısı, ishal ya da kabızlık, sürekli tuvalete gitme ihtiyacı hissetme, sürekli yorgunluk, sürekli baş ağrısı, boyun kaslarının gergin olması vb. Kaygı esnasında organizmada gözlenen bu olumsuz değişiklikler kişinin o andaki aktivitesini olumsuz etkiler. Bu gibi belirtiler bedensel hastalıkların belirtileri de olabilir. Eğer çocuğunuzda bu belirtiler uzun zamandır gözlenmiş ve onun günlük yaşamını etkiler dereceye gelmişse, çocuğunuzun bir doktora gidip muayene olmasında yarar vardır.

 

Sınav Kaygısı Faydalı Olabilir Mi?

Sınav kaygısının bir ölçüde olması öğrencinin motivasyonunu artırması açısından faydalıdır. Ancak bu kaygının çok yükselmesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Ülkemizde yapılan bir araştırma öğrencilerin sınav kaygılarının, ameliyat edilmeyi bekleyen hastaların kaygılarından çok yüksek olduğunu ortaya koymaktadır ki; bu olay sağlıklı bir gelişim değildir. Aynı araştırmada kız öğrencilerde kaygı düzeyinin erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu da gözlenmiştir.

Kaygının derecesi ve başarmayı amaçladığımız görevin zorluk seviyesi, kaygının zararlı ya da yararlı olduğunu belirler. Öğrenilen malzeme basit ve kolaysa, yüksek kaygı derecesi bunun çabuk öğrenilmesine yol açar. Öğrenilen malzeme karmaşık ve zorsa, o zaman yüksek kaygı öğrenmeyi zorlaştırır. Orta derecede akademik yeteneği olan öğrenciler ve düşük kaygı düzeyindeki öğrenciler, yüksek kaygı düzeyindeki öğrencilere nazaran daha başarılı olmuşlardır. Çok yüksek ve çok düşük akademik yeteneğe sahip öğrencilerde yüksek ya da düşük kaygılı olmak öğrenme açısından pek fark oluşturmamıştır.

 

Acaba Benim Çocuğumun Sınav Kaygısı Var Mı?

Eğer çocuğunuz sınav sırasında bir boşluk duygusu yaşıyor, tüm bildiklerini unuttuğunu hissediyor ve kendisinde bazı fiziksel değişimleri fark ediyorsa; örneğin sınav esnasında kimi zaman titriyor, kimi zaman terliyorsa, başına ağrılar giriyorsa, yüzü kızarıyorsa, kalbi düzensiz çarpıyor ya da çok hızlı çarpıyorsa,  sınavdan sonra, serbest bir ortamda ve rahatlamış olduğunda sınav sorularını cevaplayabiliyorsa, ve gerçek performansına bu sebeple ulaşamadığına inanıyorsa SINAV KAYGISI VAR demektir.

Sınav Kaygısını Azaltmak İçin Aileler Neler Yapabilirler?

Sınavla ilgili olarak, çocuğunuzun değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek, “Sen hele bu sınavı bir kazanama, o zaman görüşürüz!”, “Kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, akrabalarımıza, dostlarımızın hepsine rezil oluruz!”, ya da “Teyzenin kız tıbbı kazandı, havasından yanına varılmıyor, kazanamazsan bir düşün, aman bizi mahcup etme.” gibi ifadeler çocuğunuzun motivasyonunu değil, olsa olsa kaygısını arttırır. Bu durumdaki çocuk, ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil, sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da kaygısını daha çok arttırır. Kaygı, öğrenmenin  ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en önemli engeldir. Başarı için biraz kaygı şarttır, bu öğrenciyi olumlu yönde motive eder. Ancak gereksiz yere kaygıyı arttırmak zararlı sonuçlar doğurur. Örneğin: kaygısı artan, sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir kriz durumuna gelir. O zaman çocuk sınavı, kendisini ispatlaması, değerli olduğunu herkesin görmesi ve mutlaka kazanılması gereken bir savaş olarak görecek, yapamadığı her bir soruyu  da bir yenilgi olarak yorumlayacaktır. Bu da umutsuzluk duygusunu ortaya çıkaracaktır. “Bir soruyu bile çözemiyorum, koskoca bir sınavı nasıl kazanırım?”, “Herkes benden çok iyi durumda, bu sınavı kazanmam imkansız.” diye  umutsuzluğa düşecek, belki de çalışmayı bırakacaktır. Oysa sınav gencin gözünde krize değil fırsata dönüştürülebilmelidir.

        Aile, çocuğuna sınavın bildiklerini, öğrendiklerini kullanabileceği ve bu yolla amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıracak bir fırsat olduğunu anlatmaya çalışmalıdır. Sınavların  bir amaç değil, amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıracak bir araç olduğu çocuğa anlatılmaya çalışılmalıdır.  Gence düşen de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmektir. Örneğin; okuldaki deneme sınavlarına eksiklerin görülüp giderilmesi için fırsat sağladığı biçiminde bir anlam yüklenmesi, krizi fırsata dönüştürebilecektir.

        Deneme sınavlarının sonuçlarını yorumlarken de “Bak kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla sınavı nasıl kazanacağını merak ediyorum.” veya “Bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacaklar bu açıklar?” demek yerine “Doğru cevapların geçen sınava göre artmış, demek ki bir önceki sınavdaki açıklarını kapatmaya başlamışsın.” şeklinde bir ifade kullanmak çocuğun motivasyonunu arttıracak, derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.       

        Anne babanın sürekli olarak “daha çok çalış, çalış, çalış...” demesi çoğu kez çocuğunuzla olan sıcak ilişkinizi de zedeleyebilir. Ders çalışmak ve sınav kazanması uğruna çocuğunuzla olan ilişkinizi tehlike atmayın. Önündeki sınavda başarılı olsa da olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir. Çocuğun sınavda başarılı olması uğruna yapılan mücadele bazen aileyle çocuk arasına soğukluk girmesine ve duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır.

        Sınava başlamadan düzenli ve derin nefes alıp vermelerle ve gevşeme teknikleriyle rahatlamaya çalışırsa kaygısının azalacağını anlatın. Evde de bol bol dinlenmesi, rahatlatıcı egzersizler yapması, fırsat buldukça spor yapması çocuğunuzu rahatlatacaktır. Bu konuda onu destekleyin ve yardımcı olmaya çalışın.

Çocuğunuza sınav için kaygılanmamanın, ancak onun kafasında  çözülüp aşılabilecek bir şey olduğunu anlatmaya çalışın. Çocuğunuzun kaygısını azaltabilmesinin en önemli yöntemi düşünsel yapısında değişiklikler yapmak olmalıdır. Kaygıların, korkuların altında her zaman gerçekçi olmayan (irrasyonel) düşünce kalıpları vardır. Bu kalıplar değiştirilip, yerine yenisi konulabilirse, aynı olaya bakış açısında da önemli değişiklikler gözlemlenebilir. Bu nedenle çocuğunuzun sınava ve sınav sonuçlarına ilişkin mümkün olduğunca olumlu tutum ve düşünceler geliştirmesine, olumsuz düşüncelerini atmasına yardımcı olun. 

Sınavdan önce yeterli ve planlı çalıştığına emin olması gerektiğini anlatın. Çünkü sınavlarda başarılı olmanın ilk koşulu yeterli çalışmaların yapılmış olmasıdır. Hiç ders çalışmadan, hiçbir şeyden haberi olmaksızın sınava giren öğrencinin sınav kaygısı olmasa bile zaten başarısız olacaktır. Bu nedenle çocuğunuza bu mesajı vermeye çalışın.

Sınav esnasında kendisini güçlü hissetmeye çalışmasını ve başarısız olacağına değil başarabileceğine şartlanması gerektiğini belirtin.

Sınavda başarısız olmanın her şeyin sonu demek olmadığını, sınavın onun kapasitesinin ölçütü olmadığını anlatın. Sınavı bir kişilik sorunu haline getirmemek gerektiğini, sınavda kişiliğinin değil, sadece belirli bir yanının yani yalnızca bilgisinin ölçüldüğünü anlatın. Sınavı kaybetse bile sizin için  yine insan olarak değerli olduğunu söyleyin. Sınavı bir ölüm  kalım sorunu yapmadan düşünürse daha başarılı olacağını belirtin.

”Başarının amacı, mutlu ve güvenli bir insan olmaktır. Bu da çeşitli yollarla olur. Mutlu ve güvenli yaşam da yalnızca sınav sonucuna bağlanamaz. Bundan başka bir çok yaşama seçeneği vardır.” Çocuğunuza bu mesajı vermeye çalışın.

Bunların dışında, çocuğunuzu onu kaygılandıran şey hakkında açıkça konuşmaya teşvik edebilirsiniz. Sizleri kaygılandıran sorunlarla nasıl başa çıktığınızı çocuğunuza anlatabilirsiniz. Çaresizlik kaygının temel nedenlerinden biridir ve en zor problemlerin bile çözümü olduğunu bilmek bu çaresizlik duygusunu yok etmek için iyi bir adım olabilir. Ancak çocuk anlatırken konuşması asla bölünmemeli ve onun adına konuşulmamalıdır. Söylediği veya hissettiği şeyler için asla sorgulanmamalıdır. "Bu şekilde düşünmemelisin ya da hissetmemelisin" diyerek duyguları düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

        Olumsuz yanları kadar olumlu yanlarını da görmek çocuğun da kendisine böyle bakmasını kolaylaştırır. Olumlu düşününce başarının, olumsuz düşününce de başarısızlığın artma şansı unutulmadan pozitif düşünmenin yararları aile tarafından çocuğa hissettirilebilir.

        Son olarak şunu da  unutmamak da fayda vardır. Her insan farklıdır ve özeldir. Tabii ki çocuklarınızın daha iyi olmaları, daha başarılı, daha mutlu, daha üretken olmaları için uğraşmak gereklidir. Ancak dengeyi iyi tutturmak çok daha önemlidir. Hiç kimse en iyisi, en mükemmeli olamaz. Eğer bunun için kendimizi ve çocuklarımızı zorlarsak elimizdekileri de kaybedebiliriz. Bunu kabul ettiğimiz zaman sorunları çözmek de çok kolay olacaktır.

 

 

Ana Sayfa